Diğer Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Kendini Tanıma Yolu Olarak Astroloji

Bir sohbet ortamında sorulan soruların en başında "burcun ne" sorusu sanırım birinciliğe oynar. Burçlarla ilgili konuşmayı da çoğumuz severiz. Çoğu zaman eğlencesine fal diye baktığımız burçlar doğru ismiyle Astroloji aslında önemli bir bilim dalı.
Astroloji Mezopotamya'da başlayıp Yunan Uygarlığında geliştirilip günümüze gezegen ve yıldızların insan üzerindeki etkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Geçmiş uygarlıkların bir çoğu ticaretten siyasete hayatın hemen hemen her alanında yıldızlara güvenmiş ve astrolojinin söylediklerine göre hareket etmişler. Hatta Osmanlı'da Müneccimbaşılık önemli bir kurummuş. Padişahlar önemli kararlar öncesinde Müneccimbaşına danışmadan hareket etmezlermiş.
Tarih boyunca bu kadar önemli olan Astroloji, bir aralar gazetelerin minicik köşelerinde günlük fal yorumu olarak küçümsenmiş. Ama günümüzde eğitimli astrologlar sayesinde fal değil bilim olduğunu hatırlayıp, gereken değer verilmeye başlandı.


Geleceği hangimiz merak etmiyoruz. Ya da kişisel yolculuğumuzda bizi neler bekliyor; bunu önceden bilmeyi hangimiz istemeyiz.. İşte bu noktada astroloji devreye giriyor. İnsanın kendini tanıması için bir çok yol vardır. Astroloji de bu yollardan sadece bir tanesi. Yıllar sürecek çalışmalar sonucu edinilecek farkındalıkları kısa sürede bize söyleyebilir astroloji. Tabii ki bu farkındalığı astroloji tek başına yapamaz. Bizim algımız, değişime karşı duruşumuz vs gibi ögeler de devreye giriyor bu süreçte.


12 burç, bu burçların yönetici gezegenleri, doğum haritasındaki 12 evde 12 farklı burç.. Kişinin kendini tanıma yolculuğunda kullanacağı araç astroloji olacaksa eğer ilk önce yapılması gereken şey doğum haritasını çıkartmak olmalı. Doğum haritası parmak izlerimiz gibi sadece bize ait ve benzersizdir. Astroloji sembollerden oluşan bir dildir ve doğum haritası bu dil ile ses bulur. Bu semboller dilinde bir kişinin sadece hangi burç döneminde doğduğunu bilmek bile, kişinin geliş amacı ve potansiyelleri ilgili önemli bir bilgi kaynağıdır. 


Bu uzun girizgahtan sonra gelelim benim kendimi tanıma yolculuğuma. 3-4 yıldır hayatımda  büyük bir arınma ve temizlik yaptım. Bu süreçte bazen yine hatalar yaptım ama çoğu zaman doğru bir yolda olduğumun farkında oldum. Uzun zamandır da doğum haritamı yorumlatmak istiyordum ama bir türlü bunun için adım atmıyordum. 
Bir tesadüf sonucu yolum astrolog Emrah Peker'le kesişti ve 1 buçuk saate yakın süren uzun bir harita okuma seansı yaptık. 
Emrah bey  8 yıldır astroloji bilimiyle ilgilenen, alanında uzman bir isim. Yerli yabancı birçok önemli astrologtan eğitim alarak var olan yeteneğini de geliştirmeye devam eden bir astrolog kendisi.



Emrah bey'le1 buçuk saate yakın doğum haritam üzerinde konuştuk. Daha doğrusu ben sustum Emrah bey 1 buçuk saat boyunca bana doğum haritam üzerinden beni anlattı. Benim için oldukça ilginç bir deneyimdi çünkü sizi hiç tanımayan biri çok az yanılma payıyla sizi anlatıyor ve siz şaşkın bir halde dinliyorsunuz. Öyle ki geçen yaz boyu üzerinde çalıştığımız, geçtiğimiz ekim ayında da start verdiğimiz yeni işim için söylediği tarihler beni oldukça şaşırttı. Çünkü seans öncesi benimle ilgili doğum bilgilerim dışında başka hiç bir bilgi istememişti Emrah bey. İşte astrolojinin bilim olduğunun en önemli kanıtı da bu olmalı. Siz hayatınızla ilgili ipucu olarak sadece doğum tarihi, saati ve yeri dışında başka hiçbir bilgi vermiyorsunuz karşınızdaki kişiye. Doğum haritamla ilgili burada daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama benim için oldukça şaşırtıcı, bilgilendirici ve de aydınlatıcı bir seans olduğunu söyleyebilirim. 
Emrah beyin seans sırasında yakın gelecek için verdiği tarihleri de kullanmaya başladım ve şimdiden olumlu sonuçları da görmeye başladım. Sanırım bundan sonra önemli bir adım atmadan önce Emrah beye danışacağım. Bizim padişahlardan ne eksiğimiz var, değil mi ama :)))

Astroloji derya-deniz bir konu. Ucundan azıcık giriyorsunuz ama daha da girmek öğrenmek istiyorsunuz. 
Siz de astrolojiye meraklıysanız ve benim gibi kendinizi tanıma yolculuğuna çıkmak istiyorsanız ya da astroloji bilimini öğrenmek istiyorsanız Emrah bey sizin için de doğru bir adres olabilir. İstanbul'daysanız yüz yüze, başka şehirlerdeyseniz de telefon başta olmak üzere teknolojinin sunduğu her tür iletişim yoluyla kendisiyle görüşebilirsiniz.Emrah bey zaman zaman astroloji ile ilgili workshoplar da yapıyor. İstanbul'daysanız kaçırmayın derim. Workshoplar için de instagram üzerinden kendisiyle bağlantıya geçebilirsiniz..
Astrolojiyle ilgili her konu da Emrah beyle bağlantıya geçmek isterseniz eğer yine instagram ve sitesi üzerinden bağlantıya geçebilirsiniz. 



Bu yazımda astroloji ile ilgili verdiği bilgiler için de kendisine ayrıca teşekkür ederim. Astrolojiyle ilgili yazılar okumayı seviyorsanız belki bir başka yazıda burçlar nedir, gezegenler ne işe yarar, 12 evdeki 12 burç bizi nasıl etkiler gibi ayrıntılı konulardan da bahsederim yine. Tabii ki yine Emrah beyin bilgi desteğiyle..

Gelecek hepimiz için güzel şeyler getirsin..

Görüşmek üzere...






25 Ekim 2017 Çarşamba

BLOG NEDİR? BLOGGER NEDİR?

Herkese Merhaba.

Bu yazı bir grup aktif blog yazarı tarafından hazırlanmış ortak bir yazı. Çünkü blog ve bloggerlığın ne olduğunun yanlış bilindiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Blog Yazarı arkadaşlarımızdan biri  Instagram'da "Blog nedir biliyor musunuz?" diye anket yaptı. Sonuçlar bizi çok üzdü. O yüzden kendimizce açıklamak istedik.
blog nedir? blogger nedir?

Blog Nedir?

İlk önce "Blog Nedir?" den başlayalım.
Blog; Belirli bir konuyu anlatan paylaşımların yapıldığı web tabanlı sitelerdir.  Mesela  şu an bu yazıyı okuduğunuz yerdir. Kendine ait bir adresi vardır.

16 Haziran 2017 Cuma

Ya Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?




Uzunca bir süredir kozmetik ve yaşam blogları gerek bloglarında gerek sosyal medya hesaplarında bazı şikayetler ve sitemler görüyorsunuz. Bizler yani blog yazarları istedik ki bu durumu tek bir yazıda toplayalım, sorunu ve kaynağını anlatalım.

14 Aralık 2016 Çarşamba

Kozmetik Bloglarından Duyuru


Kozmetik blogu yazarları olarak bir süredir aramızda konuştuğumuz ve bizi rahatsız eden konuları sizinle de paylaşalım; bir kez daha ve umut ediyoruz ki son kez biz kimiz, ne yaparız, amacımız ne anlatalım istedik. Umuyoruz ki bu açıklama ile hem kendimizi size anlatabiliriz; hem de son zamanlarda kulağımıza gelen, son derece yanlış ve verdiğimiz emeği hiçe sayan algı operasyonlarını değersizleştirebiliriz!

Tasarım : Parti Maymunu

Biz kozmetik blogu yazıyoruz; "hobimiz" bu renkli dünya yani! Makyaj malzemelerini gördüğümüzde aşkla bakıyoruz, gözlerinden kalpler çıkan emojilere dönüyoruz. Yeni bir üründen bahsederken sesimiz yükseliyor; kalp atışlarımız hızlanıyor. Saatlerce bir rujun "rose gold" ambalajına güzelleme yapabiliyoruz; ya da bir marka tenimize uyan fondöten getirmediğinde günlerce söylenebiliyoruz. Yeni bir far paleti aldığımızda kullanmadan önce günlerce bakışıyoruz. Fırçalarımızı arada bir elimize alıp okşuyoruz; yumuşaklıklarıyla kendimizden geçiyoruz. Kozmetiği yalnızca sevmiyoruz; tutkuyla bağlıyız. Biliyoruz ki aranızda bizim gibi olanlar, bu yazıları okuduğunda "deli galiba" demeyenler de var! Ama biz kozmetik blogu yazarı olarak, bu tutkumuzu bir farklı seviyeye taşıyıp, kozmetiklerle ilgili bildiğimiz ve anladığımız ne varsa yazmayı da seviyoruz. Okuyanlara bizim gözümüzden bu güzellikleri anlatmayı, iyi-kötü ne varsa paylaşmayı, yeniliklerden sizi haberdar etmeyi, gelen yorumlarla yeni bir şeyler öğrenmeyi seviyoruz. Şu an bu yazıyı okuyorsanız, biliyoruz ki siz de okumayı seviyorsunuz! 

Kozmetik bloglarımızda akışa hareket katmak için ara sıra yeni mekanlar gibi farklı konulara yer versek de, bizim uzmanlık alanımız kozmetik! Tüm dünyada "uzmanlaşmak" değerliyken, Türkiye'deki "ne iş olsa yaparım abi" kültürüne karşı gelip, moda adıyla "lifestyle blogger" olmak yerine "yalnızca kozmetik yazmaya devam etmeyi" tercih etme nedenimiz de bu: bildiğimiz işi yapıyoruz. Pek çoğumuz da bu işi gayet iyi yaptığı için kozmetik firmalarından işbirliği teklifleri alıyor; dolayısıyla işbirliği çalışmaları da yürütüyoruz. Ama, her işbirliğine de evet demiyoruz; birlikte çalışacağımız firmaları, gideceğimiz yerleri de inceleyerek seçmeye çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki her gün, günde 3-4 ayrı yere gidip aynı hafta içinde de çeşit çeşit bakım yaptırmak karşı taraftan bakınca "pek de güvenilir görünmüyor"...

Eleştirilerin bir kısmı da burada başlıyor: işbirliği çalışması yapılan ürünleri iyi yazma, kötüye kötü dememe, "her ürünü sevdiğini söyleme" gibi... Önce şu konuya açıklık getirelim: Türk yasalarına göre herhangi bir firmayı medya aracılığı ile karalamak suçtur. Bir ürünü dilinizin kemiği olduğunu unutarak kötülerseniz, firmanın sizi dava etme hakkı vardır. Ama bu her ürüne "harika" demek zorundasınız anlamına gelmez. Zaten ister makyaj ürünü renkli kozmetik, ister de cilt bakım ürünü olsun, kozmetik ürünlerinin performansı görecelidir; kişiden kişiye değişir ve birine çok iyi gelen üründen diğer bir kişi hiç sonuç alamayabilir. Bu yüzden de aklı başında bloglar bir üründen bahsederken, yaygın adıyla "PR ürünü" olsun olmasın, "olumlu ve olumsuz yönlerini" yazarlar, kendi ten renklerini ya da cilt türlerini belirterek "bende etkileri bu oldu ama farklı ten renklerinde, cilt türlerinde farklı performans gösterebilir" gibi bir cümleyle de bitirirler. Ya da o ürünü hiç yazmamayı da tercih edebilirler. Ama zaten iyi bir kozmetik blogu okuruysanız, bunu yapan ve yapmayan blogger ayrımını şimdiye kadar çoktan yapmışsınızdır ve kozmetik bloglarının "her önüne gelen ürünü övmediğini" de zaten gayet iyi biliyorsunuzdur.

Ayrıca yine iyi okurlar bilirler ki, iyi kozmetik bloggerları kendilerine gelen PR ürünlerinin kat be kat fazlasını kendileri yeni ürünleri merak ettikleri için ve kozmetikleri tutkuyla sevdikleri için "kendi ceplerinden" hiç düşünmeden; hatta göze batacak biçimde harcarlar.

Fotoğrafın kurgusundan çekimine, ışığından kompozisyonuna, yazıların planlanmasından ürünün yazılmasına kadar her ayrıntısıyla ince ince uğraşıp büyük emek verdiğimiz bloglarımızı, bizim bu hobiye bakış açımızı, ve "doğru bilinen yanlışları" size en net şekliyle anlatmaya çalıştığımız bu yazı umuyoruz ki bir milat olur ve bir daha da kendimizi kimseye anlatmak zorunda kalmayız...

Kozmetiği ve bu tutkumuzu paylaşan herkesi çok seviyor, bizleri okuduğunuz ve umuyoruz ki anladığınız için de şükran duyuyoruz! 


Kozmetik Blogu Yazarları


NOT: Eğer "bu yazı beni de anlatıyor" diyorsanız, ilk okuduğunuz blogun adını referans göstererek /etiketleyerek kendi blogunuzda ya da Instagram sayfanızda yayınlamanızın hiçbir sakıncası yoktur; hatta mutlu oluruz! Teşekkürler...




21 Mart 2016 Pazartesi

Bahar Bayramı

Her 21 Mart'ta annem bizi mutlaka kıra götürürdü. Ve mutlaka beyaz kıyafetler giydirirdi.Eğer fırsatı olmaz da bir yere gidemezsek de apartmanın bahçesinden küçük bir piknik yapardık. Ama mutlaka yeşillik içinde olurduk o gün. Çocukken anlamını bilmediğim bu ritüel çok eğlenceli gelirdi bana. 21 Mart benim için hala kırlara gitmektir o yüzden.
Kendi çocukluğunda da büyük-küçük demeden herkes beyaz kıyafetlerini giyip kıra giderlermiş. Doğanın uyanışını, yeni yılın gelişini yani baharı kutlarlarmış. Yumurtalar haşlanıp boyanır, günler önceden buğday çimlendirilirmiş bereket olsun diye. Güle oynaya yemekler yenir, oyunlar oynanır, baharın gelişi kutlanırmış.
Hala fırsat bulursak annemle en azından yeşilin içinde olalım diye parklara, bahçelere gitmeye çalışırız 21 Martta. Hem baharın gelişini hem de annemin doğumgünün kutlarız.

Buralı Olmayanlar Lokali

18 Mart 2016 Cuma

18 Mart 1915

Yedi düvelin 'Mucize' dediği Milli Ruh sayesinde kazanılmış Çanakkale Savaşından bu günlere nasıl geldik? Günlerdir bunu düşünüp duruyorum. Yoktan varedilmiş, bozkırın ortasında küçük bir şehirden yeni kurulan Cumhuriyet'in başkenti günlerdir kan ağlıyor. 6 ay içinde 3 kere yaralandı. İnsanlarına kıydılar. Her bahtı karanın görmek istediği yoktan varedilen ilk şehir Ankara'nın sokakları bomboş bir haftadır.
Sizler 101 yıl önce dönmeyi düşünmediniz, biz sizin tırnağınız bile olamayız. Bizim gibi basiretsiz, değer bilmeyen ve nankör bir nesil için öleceğinizi bilseydiniz yine savaşır mıydınız ?
Mustafa Kemal Atatürk yok sayılıyor. Yaptıkları yıkılıyor. Şehitlerimizin  kemikleri sızlıyor mudur ki biz bunlara sustukça...

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor..
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek, öpse o pak alnı değer...

Ruhunuz şad olsun...

20 Ocak 2016 Çarşamba

Seboreik Dermatit İçin Bitkisel Çözümler


Merhabalar,
Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir konuydu dermatit konusu. Dermatit ya da bilinen adıyla egzama bir deri hastalığıdır. Birçok da türü vardır. Alerji, kullandığımız ilaçlar, kozmetikler hatta stres bile egzamaya neden olabilir.
Doğuştan alerjik bir insan olarak zaman zaman çeşitli dermatit yani egzama atakları yaşıyorum. Atakları bazen çok ağır geçirebiliyorum. Mesela geçen sene saç derimde yaşadığım seboreik dermatit yüzünden çok sıkıntı çekmiştim. Öyle bir durumdaydım ki şu hayvanın pisliğini sür geçecek deseler kafama sürebilirdim. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar diyerek kendimde uyguladığım ve sonuç aldığım bitkisel çözümleri sizlerle de paylaşmak istedim. Belki birilerine de ben çözüm olurum.

17 Temmuz 2015 Cuma

Soslu Badem Mimi

İyi bayramlaaaarrrr,
Bayram sabahına bir mim yakışır dedim ve Soslu Badem'imden gelen mimi cevaplamaya başladım :))

Buralı Olmayanlar Lokali

16 Temmuz 2015 Perşembe

Hakkımda Bilmediğiniz 11 Şey

Merhabalar,
Uzun zaman olmuştu mim yapmayalı. Bunu farkeden 5 arkadaşım aynı mim için sobeleşmişler beni. Bu mimi yapan arkadaşlarımın hepsi de farklı sorulara cevap verip kendi sorularını yazdıkları için kafam karışmasın diye ben farklı bir yol deneyeceğim ve hepsinden sorular alarak yapacağım bu  mimi.

Buralı Olmayanlar Lokali


15 Mayıs 2015 Cuma

Bloggerlar Aranıyor



aranıyor ile ilgili görsel sonucu



Sevgili Bloggerler;
Türkiye’de düzenlenecek olan etkinliklerimizde yer almak ister misiniz?
Bunun için aşağıda istediğimiz bilgileri içeren bir mail atmanız…

    Blog İsmi
 Mail Adresi
Yaş
Meslek
  Şehir

Eğer kendinizi ve blogunuzu da tanıtırsanız memnun oluruz…
Etkinliklerimizde görüşmek üzere…

Mail Adresi: dgb.organizasyon@gmail.com

13 Mayıs 2015 Çarşamba

23 Mart 2015 Pazartesi

Blogum 2 Yaşında





Tam iki yıl önce bugün öyle acemi bir yazıyla başlamışım ki blog yazmaya, şu an kendim bile gülüyorum :)) İlk yazılarımda çekingenliğim ürkekliğim de o kadar belli ki.
Bu iki yılda, bazılarının dediği gibi, pro !! blogger olmadım tabii ki ama acemiliğim ve çekingenliğim gitti. Ve en önemlisi iyi ki blog açmışım dememe sebep dostlarım oldu. Kimiyle henüz yüz yüze bile gelemedim ama bir telefonun ucunda bile olsalar ihtiyacım olduğunda koşacaklarını bilmek bile güzel benim için.
İyi doğmuş Buralı Olmayan...



18 Mart 2015 Çarşamba

Buğday Çorbası ve Üzüm Hoşafı

Buralı Olmayanlar Lokali


" Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.”
Mustafa Kemal ATATÜRK  (3 Mayıs 1915 Arıburnu.)

Buralı Olmayanlar Lokali


TÜRK TOPÇUSUNUN YAZDIĞI TARİH **İtiraf etmeliyim ki Türk topçusu büyük bir gayret gösterdi. Bunu da ileride tarih yazacaktır** Bugün 18 Mart 2015, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100’üncü yıldönümü. 19 Şubat 1915’te başlayan ve 18 Mart 1915’te Mehmetçiğin toplarıyla, Nusrat’ın denize döşediği mayınlarıyla işgal kuvvetlerinin kendilerince o yenilmez armadasını, Çanakkale Boğazı’nın derinliklerine gömdüğü tarihtir 18 Mart 1915... Havranlı Seyid Onbaşı’nın 215 okkalık (275 kilo) gülleyi tek başına sırtlayıp topun ateş yuvasına yerleştirip, İngilizlerin Ocean’ının ağır yara aldıktan sonra manevra yaparken Nusrat’ın mayınına çarpıp Morto koyunda denizin dibini boyladığı gündür... Çanakkale zaferi hakkında, savaşta görev almış yabancı komutanların değişik değerlendirmeleri vardır. İşte bunlardan biri de Amiral Keyes’dir 2 saat içerisinde gelen bozgun O yenilmez dedikleri armadanın Kurmay Başkanı Amiral Keyes, Çanakkale’nin kolayca geçileceğinden emindi. Buna kesin olarak inanan Amiral Keyes 18 Mart’ta, savaşın durumunu hatıra defterine şu gerçekçi cümlelerle yazıyordu “Yenilmiş bir düşman karşısında olduğumuza kesin inancım vardı. Öğleden sonra saat 14.00’te yenildiğimi sanıyordum; saat 16.00’da ise yenildiğimi biliyordum.” Aradan geçen 2 saat amiralin uğradığı bozgunu anlatmaya yetiyordu. Oysa aynı amiral savaş başlamadan önce hatıra defterine şöyle yazmıştı: “Churchill, İngiliz donanmasını büyük bir imtihana hazırladı. Biz bu imtihanı verip Çanakkale Boğazı’nı geçeceğiz.” Tarihin yazdığı Türk topçusu Keyes 18 Mart gecesi bu yazdıklarının altını şöyle dolduracaktı: “Yazık... Churchill’in hazırladığı imtihanı veremedik, Çanakkale’yi geçemedik. Müthiş bir yenilgiye uğradık; bu inkar edilemez. İtiraf etmeliyim ki Türk topçusu büyük bir gayret gösterdi. Bunu da ileride tarih yazacaktır.” 2 saat içerisinde o yenilmez denen armadayı boğazın dibine yollayan Türk topçusunun başarısı ise şu sözlerde gizliydi: Savaşın bunalttığı bir anda Kurmay Başkanı Selahattin Adil Bey’in Dardanos bataryasına gönderdiği bir atlı, Hasan ve Mevsuf teğmenlerin top başında şehit oldukları haberini getirmişti. Selahattin Adil Bey, tankerdeki topçu kumandanına bu üzüntüyle; ‘Niçin denizde toplarınız su fışkırtmıyor’ diye sitemle sormuş, ‘Çünkü mermilerimiz suya değil. Düşman gemilerinin güvertesine düşüyor’ cevabını almıştı. Bir benzetme de Akdeniz Seferi Kuvvetler Baş Kumandanı General Ian Hamilton’dan: “Irresistsble, Ocean ve Bouvet battı. Diyorlar ki Bouvet, banyoya fırlatılmış bir fincan tabağının kayarak batışı gibi denizde kaybolmuş.” Akdeniz Seferi Kuvvetler Baş Kumandanı General Ian Hamilton Gelibolu Günlüğü adlı hatıratında böyle yazıyordu.

Buralı Olmayanlar Lokali


Yedi düvelin ‘Mucize’ dediği MİLLİ RUHTU! Mustafa Kemâl o ruhu şöyle anlatmıştı: ‘Karşı siperler arasında mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak… Muhakkak. Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına tümüyle düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor… Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir tereddüt bile göstermiyor… Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar.. Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur!’

Buralı Olmayanlar Lokali

Ruhunuz şad olsun...

16 Mart 2015 Pazartesi

Top Ten Mimi

Soğuk ama güneşli bir Ankara'dan merhabalar,
Haftaya bir soruyla başlayalım mı ? İlk sahip olduğunuz kitabı hatırlıyor musunuz ?
Benim ilk kitabım, daha doğrusu hatırladığım ilk kitabım Hop Hop Tavşan'dı. İlkokul bire giderken annem almıştı bu kitabı bana. Annesinin yaptığı yemeği beğenmeyen Hop Hop Tavşan'ın diğer hayvanları ziyaret ederek aslında onların yemeklerinin kendisine hiç uygun olmadığını görüp, kendisi için en güzel yemeği annesinin yaptığını anlamasını ve bundan ders alan bir yavru tavşanın hikayesiydi bu kitap. Laf aramızda annem de çok uyanıklık etmiş, bu kitapla direkt bilinç altıma oynamış :)))
İlk hikaye kitabımda yine annemin aldığı Elma Ağacındaki Şapka'ydı. Milliyet'in mavi ciltli kitaplarındandı. Elma ağaçlarını hala çok severim belki de sebep bu kitaptı.


28 Şubat 2015 Cumartesi

O da Güzel Atına Bindi ve Gitti


" Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun.

Sosyal Medya Mimi

Ah ben çok tembelim hem de feci tembelim. Benim canım mimcibaşım Cam Misket 'im beni mimlemişti ama ben daha yeni yapabiliyorum. O yüzden hızlı bir şekilde cevaplara geçeyim ben...

15 Şubat 2015 Pazar

Söz Yine Bitti...


Biz ne zaman bu kadar vicdansız, bu kadar cani olduk...
İnsanlığımızı ne zaman kaybettik...
Sözün neden hep bittiği bir yer olmak zorunda...

8 Şubat 2015 Pazar

Ölürsem Yazıktır Sana Kanmadan

Ne güzel şarkıdır. Ölürsem yazıktır sana kanmadan; kollarım boynunda halkalanmadan...



2 Şubat 2015 Pazartesi

2014 mimi

Merhabalar,

Haftaya yeni bir mimle başlayalım mı ? Bu sefer ki mim canım arkadaşım Soslu Badem'imden geldi. Hemen cevaplara geçiyorum :)